Ahlat Ağzında Maniler

                   

        Maniler Türk halk edebiyatının en eski ve orijinal bir nazım şeklidir. Mani Arapça “Mana” diye söylenilen kelimenin son harfi olan “a” harfi Farsça “i” şeklinde telaffuz edildiğinden bugünkü dilimize mani şeklinde yerleşmiştir. Maniler, müşterek olan milli hisleri ifade ederler .Milletin müşterek malıdırlar. Müşterek olan duyguları ifade ettikleri için konuları her zaman aşk, güzellik, elem , vak’a, ve herşeydir. Maniler genellikle 7 heceli olup, 4+3 şeklinde yazılırlar. Dörder mısralıdırlar. Kafiyeler birinci, ikinci ve dördüncü mısralarda olup , üçüncü mısra serbesttir. Birinci ve ikinci mısralarda mana aranmaz. Söylenilmek ve anlatılmak istenen şey, her zaman üçüncü ve dördüncü mısralardadır. Birinci ve ikinci mısralar ise kafiye bulmak içindir. Ahlat’ta bu konu ile ilgili olarak kaleme alınmış müstakil bir eser mevcut değildir. Bu kadar geniş bir edebi konuyu bu tezimizde tafsilatıyla vermek mümkün olmadığından, biz sadece bir kaç örnek verip bu bahsi kapatacağız. Ayrıca bu konuda daha geniş bilgi almak isteyenler, Ahlat’ta bu konuda kaleme alınmış müstakil olmayan derleme türü yazılara bakabilirler. Bu yazılar, Ahlat’ta ki hemen hemen tüm kitapçılarda mevcuttur

            Ahlat manilerinden örnekler;

Çarşıdan aldım lahana,
Kıydım koydum sahana,
Hiç ömrümde görmedim,
Böyle cazı kaynana

Bulak başı poturak,
At minderi oturak,
Sen al meni, men seni,
Bu sevdadan kurtulak.

Boyuna kurban boylular, Toyuna gelen soylular, İkikubbeliler tef çala,
Kırklarlılar oynaya

Pencerem yola bakar ,
Oğlan kıravat takar,
Sigarası bitince,
Kolunda saat satar

Dama serdim hasırı,
Oldum kaynana yesiri,
Kaynana evden çıkarsa,
Ev olur arı suli.

Ahlat’ın yoncaları,
Çiçek açmış goncaları,
El vurmayın gelinlere,
Asker olmuş kocaları.

Giderem gidemenem,
Al yeşil giyemenem,
Gözüm bir kıza düştü,
Özüne diyemenem

Karınca kararınca ,
Düş görürem her gece,
Gökte uçan gögercin,
Yarimin hali nice

Gar yağar lapa lapa,
Bizim evün damana,
Gız seni alacağım,
Ananın inadına

Maydomoz ot değil mi?
Yaprağı dört değil mi?
Men sennen ayrılmişam,
Bu man dert değil mi?

Çayır üstünde minder,
Üzün üzüme dönder,
Eğer üzün dönmezsen,
Ayda bir selam gönder

Altın kalbur derindir,
Sulari çok serindir,
Bu Ahlat’ın kızları,
Beg evinde gelindir

Davşanlar kaçtı dağa,
Su doldurdum bardağa,
Bu zamanın insanı,
Zengine diyor ağa

Bak çiçeğin rengine,
Şu yiğidin dengine ,
Millet çok hürmet eder,
Bu zamanda zengine

Sabahın ilk ezanı,
Çağır mektup yazanı,
İlahi sen kavuştur,
Hasret inen gezeni.

Sabahın ilk ezanı,
Çağır mektup yazanı,
İlahi sen kavuştur,
Hasret inen gezeni.

Dam üstünde durarım,
Düzde bina kurarım ,
Fukarayı görünce,
Şu tekmigi vurarım.

Bugün ben çok naçarım,
Şu sofrayı açarım,
Fukarayı görünce ,
On günlük yol kaçarım

Kayadan yenmem diyor,
Basmadan giymem diyor,
Olursa atlas olsun,
Koynuna girmem diyor

Feleğin altın teşti,
Sinemi deldi geçti,
İspat eyle ey felek,
Hangi günüm hoş geçti

Atım var gatırım var ,
Elimde satorum var,
Vallahi öldürürdüm,
Oğlunun hetiri var.

Şavağlar sökülünde,
Al alma tökülünde,
Yarimi çağırasız,
Mezarım örtülünde

Mektup yazdım karadan,
Dağlar çıksın aradan,
İkimizi kavuştur,
Yeri göğü yaradan

Dolaba koydum fincan,
İçine koydum mercan,
Kaynanamın adını,
Koydum kuyruklu şıçan

 

            
 

Site Haritası